JİNEKOLOJİK KANSERLER ve ERKEN
TANI
Sadece
jinekolojik kanserler için değil tüm kanserler için en önemli konu kanserin
erken tanısıdır. Kanser vücutta kontrolsüz çoğalan hücrelerdir ve her kanser
için farklı olmak üzere yayılma eğilimindedir. Kimi kanserler daha yavaş yayılır
yani metastaz yapar, buna karşın kimi kanserler de agresif davranışlıdır ve çok
hızlı yayılırlar.
Kanser halk
arasında ve medyada sıkça kullanıldığı şekliyle “amansız hastalık” olarak
bilinir. Kanser hakkında yeterince bilgisi olmayan ve adından ürken bir çokları
da kanserin tedavi edilemez bir hastalık olduğunu düşünür. Bazı agresif yani
hızlı ilerleyen kanserler için bu inanç kısmen doğru olmakla birlikte aslında;
KANSER TEDAVİ
EDİLEBİLİR BİR HASTALIKTIR.
Ancak,
kanserin tedavi edilebilir olmasını sağlayan en önemli faktör
KANSERİN ERKEN TANISIDIR.
Vücuda yayılmış
bir kanserin tedavi şansı çok düşük olmakla birlikte erken tanı konmuş yani
henüz yayılma fırsatı bulmamış bir çok kanser için %90’lara varan oranlarda
kesin tedavi şansı vardır.
Bu nedenle,
diğer tüm kanserlerde olduğu gibi jinekolojik kanserler için de bilmemiz gereken
en önemli konu kanserden ne zaman şüpheleneceğimiz ve jinekolojik kanserlerin
tedavi edilebilir evrede yakalayabilmek için, yani erken tanısı için, neler
yapılması gereğidir.
Jinekolojik
kanserlerin şanslı yönü dış ortama açık olması ve çoğunun erken bulgu
vermesidir. Over (yumurtalık) kanseri hariç tüm jinekolojik kanserlerde biraz
dikkat ile erken tanı şansı olabilir.
Over (Yumurtalık) Kanserleri
Genellikle geç
bulgu verir erken tanısı için çok başarılı bir tarama testi de yoktur. Daha çok
tesadüfen başka nedenlerle yapılan muayene ve ultrasonografi sırasında erken
tanı konulur. Ultrasonografide yumurtalık kistlerinde solid (katı) kısımlar
olması, iki yumurtalıkta da olması, 8-10 cm’den büyük olması gibi durumlar
uyarıcı olmalıdır. Tümör belirteçlerinin yüksekliği de tanıda yardımcıdır.
Rahim İç Zarı (Endometriyum) Kanseri
Tarama testi
yoktur ama erken bulgu açısından en şanslı kanserlerdendir. Genellikle kendini
anormal kanamalar şeklinde gösterdiğinden her türlü anormal vajinal kanamada
kürtajla biyopsi almak gerekir. Ayrıca, ultrasonda rahim iç zarındaki
kalınlaşmalarda da biyopsi alınmalıdır.
Serviks (Rahim Ağzı) Kanseri
Serviks kanseri
açısından en önemli şans basit bir testle (smear testi) erken tanısının mümkün
olmasıdır. Hatta smear testi ile hücrelerde oluşan atipik değişiklikleri
saptamak ve kanser gelişmeden tedbir almak mümkün olur. Gelişmiş ülkelerde
düzenli smear testi programları ile toplumda serviks kanseri %90 azalmıştır.
Vücuttaki başka bir kanser için bu kadar etkili bir tarama testi daha yoktur. Bu
nedenle, her kadının her sene mutlaka yaptırması önerilir.
Detaylı bilgi
için
Smear testi nedir, niçin yapılır
bölümünü inceleyiniz
Vajina Kanseri
Seyrek görülen
bir jinekolojik kanserdir. Kanama ve kitle gibi şikayetlere neden olabilir.
Çoğunlukla tesadüfen tanı konur. Bazen de smear testinin anormal çıkması ve
rahim ağzında lezyon bulunmaması ile şüphelenilip incelendiğinde saptanır.
Vulva (Dış genitaller) Kanseri
Bu da seyrek
görülür. Erken tanı için tarama testi yoktur. Ancak, kitle, kaşıntı, kızarıklık,
renk değişikliği, ülserleşmiş yaralar gibi durumlarda doktora başvurmak ve
biyopsi alınması tanıyı koydurur.
GENİTAL KANSER ÖNCÜSÜ LEZYONLAR
Kanserlerin bir
kısmı ani gelişim göstermez. Henüz klinik olarak saptanabilir kanser boyutlarına
gelmeden ya da kanser olarak değerlendirilmeye başlamadan önce mikroskobik yani
hücresel düzeyde birtakım atipik değişiklikler olur. Bunlar, zamanında müdahale
edilmezse ileride kansere dönüşme olasılığı bulunan değişikliklerdir. Bu
nedenle, bu tür kanser öncesi lezyonların tespiti ve tedavisi önemlidir. Çünkü
henüz kanserleşme olmadığından kesin tedavileri mümkün olur.
Genital
organlarda yumurtalık hariç tüm organların bu şekilde kanser öncesi (prekanseröz)
lezyonları vardır. Endometriyal hiperplazi (rahim iç zarının kalınlaşması)
ayrıca serviks, vajen ve vulvanın intraepitelyal neoplazileri (epitel tabakasını
aşmamış prekanseröz lezyonlar) genital organların kanser öncüsü lezyonlarıdır.
Endometriyal Hiperplazi

Endometriyum ya
da rahim iç zarı her adet siklusu sırasında rejenere olan (yenilenen) ve adet
kanaması ile birlikte atılan ve ayrıca gebelik oluştuğunda yerleştiği kısımdır.
Estrojen etkisinde rejenere olan bu doku zaman zaman aşırı estrojen etkisiyle
hücrelerde normalden fazla gelişme ve dokuda kalınlaşma izlenir. Bu kalınlaşma
“endometriyal hiperplazi” olarak adlandırılır.
Endometriyal
hiperplazinin bilinen en önemli nedeni progesteron ile karşılanmamış estrojen
hormonuna maruz kalmadır. Bu estrojenin vücutta aşırı üretilmesi şeklinde de
olabilir, dışarıdan verilmesi şeklinde de olabilir. Estrojen ve progesteron
dengeli olarak verildiğinde ise bu risk olmaz hatta endometriyal hiperplazi
riski azalır. Bu nedenle, genç hastalarda tedavi amaçla doğum kontrol hapı da
bazı olgularda verilebilir.
Endometriyal
hiperplazi çoğunlukla kendisini anormal rahim kanamaları ile gösterir. Bazen de
tesadüfen yapılan ultrason muayeneleri sırasında kalınlaşma saptanabilir. Kesin
tanı biyopsi ile konulur. Bu şekilde anormal ve düzensiz kanaması olanlarda ve
ultrasonda rahim iç zarının normalde kalın bulunduğu olgularda biyopsi almak
amacıyla rutin kürtaj yapılması önerilir.
Endometriyal
hiperplazi 2 ana grupta değerlendirilir. Hücrelerde atipik değişiklikler
bulunanlar ve bulunmayanlar. Hücrelerde atipik değişiklikler bulunan
endometriyal hiperplazi gerçek kanser öncüsü lezyondur. Genç, ailesini
tamamlamamış hastalarda öncelikle ilaçla tedavi denenebilirse de daha ileri
yaşlardaki kadınlarda ve ilaçla tedaviye cevap alınamayan olgularda çoğu zaman
cerrahi yani rahmin alınması gerekebilir. Atipik değişiklikler bulunmayan
endometriyal hiperplazi ise genellikle ilaç tedavisine cevap verir. Ancak, ileri
yaşlarda tedaviye dirençli olgularda ve menopoz sonrası rastlandığında rahmin
alınmasına gerek duyulur.
Serviks (Rahim ağzı) İntraepitelyal
Neoplazileri (CIN)
Hücrelerdeki
atipik değişiklikler sadece yüzeyel tabakada (epitel ismi verilen dış tabakada)
ise derin tabakalara doğru ilerlememişse lezyon kanser davranışı göstermez.
Ancak, tedavi edilmedikleri taktirde kansere dönüşme olasılıkları vardır. Bu tür
olgularda genellikle basit cerrahi operasyonlar veya anormal hücreleri yok
edecek yakma, dondurma ve lazer gibi tedaviler yeterli olurlar. Kanserde olduğu
gibi geniş operasyon, sonrasında ve öncesinde kemoterapi ya da radyoterapi gibi
girişimlerin yapılmasına gerek yoktur.
Servikal
intraepitelyal neoplazi (CIN) ve serviks kanseri oluşumu hormonlarla değil daha
çok cinsel aktivite ile ilgilidir. Erken yaşta cinsel ilişkisi olanlarda, birden
fazla partneri olanlarda, fazla sayıda doğum yapanlarda, sosyoekonomik düzeyi
düşük olanlarda daha sıktır. Cinsel aktivite ile yakından ilişkili olması
cinsel temasla bulaşan bir hastalığın etken olabileceğini düşündürmektedir.
Gerçekten de birçok olguda genital bölgede siğillere yol açan bir virüs olan HPV
(Human Papilloma Virüsü) bulunanlarda CIN ve serviks kanserinin daha sık olduğu
gözlenmiştir. Bu nedenle, HPV bulunanların yakın takip altında bulunmaları
gerekir.
CIN genellikle
bulgu vermez. Çoğunlukla rutin smear tetkikleri sırasında saptanır. Bu durum,
rutin smear testi alınmasının önemini ortaya bir kez daha vurgulamaktadır.
CIN olguları,
atipik hücrelerin yaygınlık derecesine göre CIN 1, CIN 2 ve
CIN 3 olarak
sınıflandırılır. CIN 1 ve CIN 2 olgularında yakma, dondurma, lokal çıkarma gibi
basit yaklaşımlar yeterli olabilir. Hatta hiç birşey sadece gözlenen bir kısım
olgu kendi kendine gerileyebilir. Bazen CIN ile birlikte başka jinekolojik
rahatsızlıkların bulunması, hastanın takip programına uymayacağından
şüphelenilmesi ve ileri yaş gibi durumlarda CIN 1 ve 2 olgularında da ameliyat
önerilebilir.
CIN 3
olgularının kansere dönüşüm potansiyeli daha fazla olduğundan bunlarda daha
agresif cerrahi yaklaşım (rahim ağzının koni şeklinde çıkarılması, rahimin
serviksle birlikte total alınması gibi) gerekebilir.
Vajinal
ve Vulvar İntraepitelyal Neoplaziler
CIN olgularına
göre çok daha nadirdir ve genellikle CIN olguları ile eş zamanlı olarak
görülürler. Bu nedenle, CIN saptanan olgularda vajen ve vulvanın incelemesi ya
da tersine vajen veya vulvada lezyon saptanan olguların CIN açısından
değerlendirilmesi gerekir.
OVER (Yumurtalık) KANSERLERİ
Geç bulgu
verdikleri için genellikle kanserin ilerlemiş dönemlerinde yakalanır. Bu
nedenle, en şanssız ve ölüme en sık yol açan jinekolojik kanserlerin başında
gelir. Tanı konulduktan sonra beş yıllık yaşam şansı %30-40 civarındadır.
Kadındaki tüm kanserlerin %4’ünü oluşturur. Genital kanserlerin ise yaklaşık
dörtte biridir. Ancak, genital kanserlerden ölümlerin yarıya yakın sebebidir.
Her yaşta görülür ancak, daha çok ileri yaşlarda menopoz sonrasında görülür.
Yumurtalıkta
çeşitli hücre tipleri bulunur ve her hücre tipinden kaynaklanan kanserler
görülebilir. En sık görülenler epitel hücrelerinden kaynaklananlardır. Diğer
tipler daha seyrektir. Örneğin, germ hücreleri yumurtalıkta bulunan eşey
hücreleridir. Bunlardan kaynaklanan tümörler daha genç yaşlarda görülür. Genç
yaşlardaki tümörlerin de çoğu germ hücreli tümörlerdir. Bazı tip over tümörleri
daha iyi seyirli ve tedavi şansı yüksektir. Buna karşın bazı tipler daha kötü
seyirlidir.
Sebepleri ve Risk Faktörleri
Yumurtalık
kanserine neyin sebep olduğu tam olarak bilinmemektedir ancak, bazı risk
faktörleri yumurtalık kanseri riskinin görülme sıklığını artırabilir. Genetik
faktörler, çevresel faktörler ve hormonal faktörler yumurtalık kanseri
gelişiminde suçlanmıştır. Ailesinde meme ya da over kanseri olanlarda over
kanseri riski artar. Son yıllarda bazı genlerdeki değişikliklerin over kanseri
riskinde artışa yol açtığı gösterilmiştir. Bu genleri taşıyan ailelerde risk
artar. Yumurtlamayı artırıcı ilaçları kullananlarda risk artar. Buna karşın
doğum kontrol hapı kullanımı riski azaltır. Hiç gebe kalmamışlarda risk artar
buna karşın doğum yapanlarda risk azalır.
Belirti ve Bulgular
Daha önce de
söylendiği gibi over kanserleri geç bulgu verirler. Şikayetler çoğu zaman
nonspesifiktir. Örneğin karın ağrısı, şişkinlik, mide-barsak şikayetleri gibi
çok çeşitli hastalıklarda hatta bazen normalde de görülen çok spesifik olmayan
şikayetler bulunabilir. İlerlemiş olgularda, karından ele gelen kitle, aşağı
doğru basınç hissi, karında sıvı birikmesine (bu durum assit olarak
adlandırılır) bağlı karın şişliği, çevredeki organlara bası yapmasına bağlı
idrar ve barsak şikayetleri görülebilir. Bazı yumurtalık kanserleri hormon
salgılayabilir. Buna bağlı adet düzensizlikleri olabilir. Epitelyal olmayan bazı
tümörlerde de erkeklik hormonu salgılanabildiğinden tüylenme, erkek tipi saç
dökülmesi görülebilir. Hastaların en sık başvuru nedeni assit oluşumuna bağlı
karın şişliğidir. Çoğunlukla assit oluştuğunda ileri evrelerdedir.
Tanı
Over kanserinin
erken tanısı için yapılabilecek en iyi şey yıllık rutin jinekolojik muayenelerin
ve ultrasonların yapılmasıdır. Bu durum bile her zaman tanıyı koydurmaz, ancak
şüpheli durumlarda daha ileri araştırmalar yapılarak erken tanı koyma şansı
artar. Şüpheli durumlar, muayenede ele kitle gelmesi ya da ultrason ile
overlerde kist ya da kitle görülmesidir. Overde kist görülmesi bunun her zaman
kanser olduğu anlamına gelmez. Özellikle üreme çağındaki kadınlarda görülen
kistlerin çoğu aslında tümöral olmayan basit kistlerdir. Bunların bir çoğu hiç
bir şey yapılmasa bile kendi kendine kaybolacaktır. Önemli olan nokta ultrasonda
ya da muayenede yumurtalıkta bir kist tespit edildiğinde bunun tümöral mi yoksa
basit kist mi olduğunun ayırt edilmesidir. Bu konuda detaylı bilgi için
“Over
kisti nedir, nasıl tedavi edilir”
bölümüne bakınız>>>>
Menopozdaki
kadınlarda ve adet görme çağı öncesi genç kızlardaki her türlü kist ise tümör
olarak değerlendirilmelidir.
Tümöral olduğu
şüphelenilen over kist ve kitlelerinin ileri araştırmalarında kanda tümör
belirteçlerine bakılır. Bazı tümör belirteçleri (özellikle CA 125) bazı over
tümörü tiplerinde yüksek bulunur. Ancak, tümör belirteçlerinin yüksek bulunması
her zaman kitlenin kanser olduğunu göstermeyeceği gibi tümör belirteçlerinin
düşük olması da kanseri ekarte etmez. Tümör belirteçleri dışında doppler
ultrasonografide kan akım değişikliklerini göstererek iyi huylu ve kötü huylu
tümör ayırımında yardımcı olabilir. Ancak tüm bu yöntemler yardımcı
yöntemlerdir. Hiç biri kesin tanı koydurmaz. Tümöral olduğu düşünülen (ister iyi
huylu ister kötü huylu olsun) kist ve kitleler ile ayırım yapılamayan olgularda
cerrahi yapmak ve ameliyat sırasında patolojik örnek biyopsi almak kesin tanıyı
koydurur. Ancak, kist varlığında tümör belirteçleri ve doppler incelemeleri
normal ise ultrason ve muayene ile tümöral olduğunu düşündüren hiç bir bulgu
yoksa ve kist 8 cm’den küçük ise bir süre takip edilebilir. Takip sırasında
küçülme veya kaybolma olmuyorsa ameliyat yapılması gereklidir.
Tedavi
Over kanserinin
tedavisi cerrahidir. Bazı kanser türlerinde ileri evrelerde ameliyat
önerilmezken over kanserinde hangi evrede olursa olsun hastanın ameliyat
edilmesi ve kitlenin mümkün olduğu kadar çıkarılması gereklidir. Cerrahi
sırasında eğer yayılım yoksa kemoterapi gerekmeyebilir ancak, yayılım olan
olgularda kemoterapi bazen de radyoterapi uygulanmalıdır.
Tedavi şekli
tümör tipine göre değişse de genel olarak ana hatları ile bu şekildedir. Ancak,
nihai tedavi şeklini belirleyen ameliyat sırasında tümörün yayılma derecesi,
patolojik tipi saptanan tümörün davranış şekli (bazı tümörler daha hızlı
bazıları daha yavaş ilerler) gibi çeşitli parametreler vardır.
Cerrahi de
sadece tek yumurtalık alınabileceği gibi rahim, yumurtalıklar tamamen de
alınabilir.
RAHİM KANSERLERİ
Rahimden
kaynaklanan 2 tür kanser vardır: Endometriyum (rahim iç zarı kanseri) kanserleri
ve sarkomlar (rahimdeki kas vb bağ dokularından).
Sarkomlar çok
nadir görülür. Rahimdeki kas tabakasından, damarlardan, salgı bezlerinden
kaynaklanabildiği gibi rahimde bulunmayan kıkırdak gibi dokulara benzeyen
sarkomlar da olabilir. Hızlı yayılırlar ve genellikle geç dönemde tanı konduğu
için çok iyi tümörler olarak kabul edilmezler.
Endometriyum
kanserleri ise daha sık görülür ve hatta dünyada özellikle gelişmiş ülkelerde en
sık görülen jinekolojik kanserlerdir. Bu nedenle, bu bölümde daha çok
endometriyum kanseri anlatılacaktır.
Endometriyum
kanseri her yaşta olmak üzere daha çok 50 yaş civarında görülür. Endometriyum
kanserinde erken tanıda kullanılacak spesifik bir erken tanı testi olmamasına
karşın şanslı kanserler arasında sayılır. Çoğunlukla, anormal rahim kanamaları
şeklinde kendini gösterdiğinden bu olgular ihmal edilmez ve basit bir kürtaj
işlemi ile biyopsi alınırsa tanı konulabilir. Nitekim, endometriyum
kanserlerinin %75’i erken evrede yakalanır ve bu nedenle de kesin tedavi ve
yaşam şansı diğer jinekolojik kanserlere göre yüksektir.
Risk Faktörleri
Rahim kanseri
oluşumunda progesteron hormonu ile dengelenmemiş estrojen ana faktördür. Risk
faktörleri de bununla ilişkilidir. Yumurtlama bozukluklarında (anovulasyon)
estrojen hormonu bulunmasına karşın progesteron hormonu üretilmez bu nedenle bu
hastalarda endometriyum kanseri riski artar. Estrojen salgılayan yumurtalık
tümörlerinde de risk artar. Ayrıca, hiç doğum yapmamış olmak, erken yaşta adet
görmek ve geç menopoza girmek, obesite, yüksek tansiyon, şeker hastalığı
olanlarda ve atipili endometriyal hiperplazide risk artar. Nedeni bilinmemekle
birlikte sigara riski azaltır. Estrojen temel risk faktörüdür ama yumurtalık
kanserinde olduğu gibi estrojen progesteron ile dengelendiği sürece risk
oluşturmaz hatta doğum kontrol hapları riski azaltır. Estrojen etkisi olmadan da
endometriyum kanseri gelişebilir. Estrojen etkisine bağlı olarak gelişen
endometriyum kanseri olguları daha iyi davranışlıdır ve tedavi şansı daha
yüksektir.
Belirti ve Bulgular
En sık rastlanan
şikayet anormal rahim kanamasıdır. Özellikle menopoz döneminde ortaya çıkan
kanamalarda kanser riski %10 gibi yüksek bir oranda olduğundan bu hastalarda
mutlaka kürtaj ile biyopsi alınmalıdır. İlerlemiş olgularda bası belirtileri
(idrar şikayetleri vb) ve ağrı görülebilir. Bazen ultrasonda tesadüfi olarak
rahim iç zarında kalınlaşma ve düzensizlik ile tanı konulabilir.
Tanı
Kesin tanı
biyopsi ile konur. Bunun için ameliyat olmaksızın ofis koşullarında yapılabilen
bir kürtaj işlemi yeterli olabilir. Kürtaj denilince genellikle çocuk aldırma
anlaşılır. Ama aslında tıbbi literatürde küretaj “kazıma” anlamına gelir.
Küretaj işlemi gebeliği sonlandırmak için yapılabildiği gibi patolojik örnek
yani biyopsi almak amacıyla da yapılabilir. Hatta bazı durumlarda anormal
kanamayı durdurmak için tedavi amaçlı da yapılabilir.
Menopozdaki
hastada yapılan vajinal ultrasonda rahim iç zar tabakasının kalınlığı 5 mm’den
fazla ise endometriyum kanserinden şüphelenmek ve biyopsi almak gerekir.
Tedavi
Tedavisi rahim
ve yumurtalıkların bir arada çıkarılmasıdır. Erken evrede bu şekilde yapılan
cerrahi yeterli olmakla birlikte biraz daha ilerlemiş olgularda cerrahiye ek
olarak radyoterapi yapılabilir. Kanserin daha fazla yayıldığı ileri olgularda
ise cerrahiyle birlikte radyoterapi ve kemoterapi yapmak gerekir. Erken evrede
yaşam şansı %90’lara ulaşır ancak ileri evrelerde bu %40’lara kadar düşer. Çoğu
olgu erken evrede yakalandığı için tüm vakalar göz önünde tutulduğunda yaşam
şansı %75 civarındadır.
SERVİKS (RAHİM AĞZI) KANSERİ
Bir kanser için
şanslı demek çok doğru olmasa da serviks kanseri aslında şanslı bir kanserdir.
Çünkü organ direkt olarak dışa açılmasa da normal bir jinekolojik muayenede
yapılan spekulum muayenesi ile direk gözlem yapmak ve serviksten direkt biyopsi
almak mümkündür.
Diğer bir şans
kabul edilebilecek bir durum serviks kanserinde basit ve ucuz bir yöntemle
kitlesel tarama yapılabilmesidir ki bu yöntem
smear
testidir. Daha önce de vurgulandığı gibi smear testinin yaygın
şekilde kullanıldığı ülkelerde bu kanserin görülme oranı %90 oranında
azalmıştır.
Nitekim serviks
kanseri, eskiden en sık görülen jinekolojik kanser olmasına rağmen gelişmiş
ülkelerde uygulanan smear testi tarama programları sayesinde sıklığı giderek
azalmaktadır. Ancak, az gelişmiş ülkelerde hala en sık genital kanser olarak
karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle, serviks kanserinin bir ülkede sık olmasının o
ülkenin az gelişmiş olma kriterlerinden biri olduğunu düşünen araştırmacılar
vardır.
Serviks kanseri
over ve endometriyum kanserlerine göre nispeten daha erken ama yine de ortalama
50 yaş civarında görülür ama her yaşta görülebilir.
Risk Faktörleri
Risk faktörleri
serviksin kanser öncüsü lezyonları olan servikal intraepitelyal lezyonlarla
aynıdır (Detaylı bilgi için
Servikal İntraepitelyal Neoplaziler
bölümüne bakınız). Risk cinsel aktivite ile yakında ilişkilidir.
İlk ilişkinin erken yaşta olması, erken yaşta doğum, birden fazla partnerin
olması ve hatta tek partner olsa da bu partnerin farklı partnerlerinin olması
serviks kanseri riskini artırır. Ayrıca, sigara ve doğum kontrol hapları da
riski artırır. Ancak, doğum kontrol hapları ile serviks kanseri arasındaki
ilişkinin daha çok hap kullananların daha liberal bir cinsel yaşamları olması
ile ilgili olduğu düşünülmektedir.
Cinsel yaşam ile
serviks kanserinin bu derece yakın ilişkili olması cinsel temasla bulaşan
hastalıkların rolü olduğunu düşündürmektedir ki son 20 yılda bunun gerçekten de
böyle olduğu gösterilmiştir. Genital siğil oluşturan bir virüs olan Human
Papilloma Virus’un (HPV) serviks kanseri olgularının büyük bir kısmında rolü
olduğu gösterilmiştir. HPV’nin 70’den fazla türü saptanmıştır ve bunların hepsi
kanser yapmaz. Özellikle bazı tipleri (Tip 16 ve 18) kanser olgularında ön plan
saptanmaktadır.
Belirti ve Bulgular
Serviks
kanserinin en sık bulgusu ağrısız ve özellikle ilişki sonrasında olan kanamadır.
Bu nedenle, daha önce bir çok kez çeşitli yerlerde vurgulanmakla birlikte
yeniden vurgulamakta fayda vardır....
Lütfen!!!!!...
“Her türlü
anormal (ve özellikle adet dışı olan) kanamada jinekologunuza başvurunuz!!!”
Serviks
kanserinin diğer belirtileri arasında kötü kokulu akıntı da bulunabilir. Bu
nedenle, basit bir şikayet gibi görülen bu yakınma da göz ardı edilmemelidir.
Diğer belirtiler, daha çok kanserin ileri evrelerinde görülür. Durdurulamayan
vajinal kanamalar, tümörün kitlesel etkisi ve yakın komşuluğu nedeniyle idrar
yollarını tıkaması ve buna bağlı börek yetmezliği, lenf dolaşımının bozulmasına
bağlı bacaklarda lenfödem bu belirtilerdendir. Bu belirtiler ortaya çıktığında
kanser genellikle tedavi şansını büyük oranda kaybetmiştir.
Tanı
Tanı jinekolojik
muayene sırasında yapılan gözlemde rahim ağzında kitle ve ülserleşme gibi
lezyonların görülmesi ve bu lezyonlardan alınan biyopsi ile konulur. Biyopsi ile
tanı konulmuş olgularda kanserin yayılma derecesini saptamak için çeşitli
tetkikler de yapılmalıdır.
Tedavi
Kanser lokal
olarak yayılır ve bu bölge lenf nodları açısından zengin olduğundan erken
evrelerde bile lenf nodlarını tutabilir. Lenf nodlarının tutulması kanserin
metastaz yapma riskini artırır. Bu nedenle, serviks kanseri erken tanı ve kanser
gelişmeden kanser öncüsü lezyon halinde iken tanı mümkün iken kanser gelişmiş
ise tedavi şansı nispeten az olan bir kanser türüdür. Çok erken kanser henüz
sadece servikste mikroskobik düzeyde iken yakalanmışsa sadece rahimin alınması
ve hatta seçilmiş olgularda serviksin koni şeklinde çıkarılması yeterlidir.
Ancak çoğunlukla erken evre olsa bile rahimin çevre dokularla birlikte alındığı
ve o bölgedeki lenf dokularının da çıkarıldığı radikal bir operasyon uygulanır.
Daha ileri evrelerde ise cerrahi önerilmez. Bu olgularda radyoterapi uygulanır.
Son yıllarda bu hastalarda kemoterapi ve radyoterapinin bir arada uygulandığı
kemoradyasyon tedavisi yapılması önerilmektedir.
Erken evrede
yakalanmışsa tedavi şansı yüksektir (%85). Ancak klinik lezyon oluşması bile
evreyi yükseltir ve bu hastalarda tedavi şansı azalır ve ileri evrelerde
%10’lara kadar düşer
VAJİNA KANSERİ
Genital
organlarda en nadir görülen kanser türlerindendir. Genellikle, serviks kanseri
ve vulva kanseri olan hastalarda görülür. Belirtileri serviks kanserine benzer.
Tedavi vajinanın çıkarılması veya vajina içine lokal radyoterapi verilmesi
şeklindedir.
VULVA KANSERİ
Vulva, dış
genital organlara verilen isimdir (Bakınız
Genital organların anatomisi).
Vajina kanserinden biraz daha sık olmakla birlikte yine de nadir görülen bir
genital kanserdir. Görülme yaşı 40-50 yaşlar ve 70 yaşlar olmak üzere 2 yaş
grubunda pik yapar. Genç yaşta görülenler serviks kanserine benzer şekilde HPV (Human
Papilloma Virusu) ile ilişkilidir. İleri yaşta görülenler HPV ile bağlantılı
değildir. Bu olgularda daha çok çevresel irritanların rolü olduğu
düşünülmektedir.
Vulva kanserinin
en önemli belirtilerinden biri kaşıntıdır. Tedaviye dirençli olan kaşıntı
olgularında görünür bir lezyon olmasa da biyopsi almak gereklidir. Bunun dışında
vulvada renk değişiklikleri ve kızarıklık, ülser, kitle gibi çeşitli cilt
lezyonları görülebilir. Kesin tanı biyopsi ile konulduğundan vulvada görülen tüm
şüpheli durumlarda biyopsi almak tanı koydurucudur.
Olguların
yarısında erken evrede tanı konabilir. Tedavi cerrahidir. Erken evre
yakalandığında tedavi şansı %90’ları bulabilir. Tümörle birlikte çevre doku ve
lenf bezleri çıkarılır. İleri evrelerde cerrahiye ek olarak radyoterapi
uygulanabilir.
|